CAZIN “IŞIKLI” YÜZLERİ

Necati Sönmez
Britanyalı fotoğraf ustası Terence Donovan, fotoğrafın metafizik bir büyü taşıdığını söyler. Ona göre fotoğraftaki , ° şey anda gözle gördüğümüz şeyden farklıdır. Fotoğrafın asıl mahareti, düzenlenmiş görsel yalanlara dayalı olmasıdır”. Donovan’ın özlü deyişinde, yaygın klişe bir kez daha karşımıza çıkar; fotoğraf yalan söyler. Ama fotoğrafın yalan söyle-mesi, güzel söylemesine engel değil. Ayrıca bütün yaratıcı anlatılar, öyküler, romanlar, filmler, hatta şiirler özünde güzel söylenmiş yalanlar değil midir? Edebiyat ya da sinema tarihinin gönlümüzde en çok iz bırakan kahramanlarının aslında birer kuyruklu yalan olduğunu kabullenmek kolay değil elbette. Buna karşılık onları alelade -ve kötücül- yalanlardan ayıran önemli bir özellik var; hepsinin hayatımızda birtakım gerçek izdüşümlere sahip olması. Fethi İzan’ın Istanbul uluslararası Caz Festivali kapsamında The Marmara Istanbul’da “Gazın Sihirli Yüzleri” başlığıyla sergilenen fotoğrafları, “yalandan güzelliklerini” iki ayrı sanatsal disiplinden; müzik ve fotoğraftan devşiriyor. Son on yılda Istanbul ve Ankara’ya yolunu düşürmüş caz ustalarından portreIer sunan izan’ın seçkisi, Türkiye’deki caz konserlerinin bir tür güncesi niteliğin-de. Ve elbette ki bu portreler, Donovan’ın dediği gibi, bizim sahnede onları dinlerken gördüğümüz haliyle çıkmıyor karşımıza. Sa-natçı onları böyle de görmemizi salık veriyor belki, ama esas olarak buradaki yetkinliği Türkiye’nin “caz güncesine” görsel bir yo-rum katmasında. Fotoğrafın sihri ile cazın devinimini aynı potada eritirken, her cazcının görüntüsünde kişiliğinden ve müziğinden bir şeyler yakalamaya çalışmasında. Buna da yalnızca fotoğrafçı yanıyla yapmıyor; hem müziğin hem de fotoğrafın konuştuğu bir alandayız çünkü. Sonuçta tüm o cazcı portrelerinin ötesinde izan’ın sergisi, bir fotoğrafçının iyi bir müzik dinleyicisi olarak portre-sini de sunuyor aslında.
Serginin başlığındaki “sihir”, cazın müzikal büyüsüne işaret ediyor besbelli. Öte yandan bana kalırsa, fotoğrafçının o sıradan görüntülere kattığı sihrin ifadesi olarak alınabilir. Sahnedeki cazcının yüzü-ne, ellerine, enstrümanına serpilmiş bir avuç ışığın yarattığı bir sihir bu. Ben Harper’ın parçalarında dile gelen isyanı onun sessiz fotoğrafına nakşeden, John Surman’ın hareketli ritimlerini filme sabitleyen, Wyton Marsalis’in yüzündeki ifadeye sonsuzluk kazandıran ışığın büyüsü… Kaldı ki bu büyü, stüdyodaki rahat ortamda ya da gezi fotoğrafçılığının zengin olanakları içinde yaratılmış bir büyü değil. Sahnedeki müzik ziyafeti devam ederken, Fethi Izan konserlerin o ilk beş dakikasıyla sınırlı bir zamanda kendi kişisel sanatını “icra” ediyor ve aynı mekânı payla-şan konser dinleyicisininkinden bambaşka bir deneyimi belgelemeye çalışıyor. Kendini müziğin enerjisine kaptırmış olan dinleyicinin görmediği fakat fotoğrafçının belgelediği tüm o görüntüler, farklı bir tanıklığın “evrelerine” dönüşüyor. Ve fotoğraf sanatçısının işitsel bir malzemeden görsel tadlar üreten objektifi, orada bulunan bizlere “bunlar da vardı” diyor adeta. Terence Donovan’dan fotoğrafın metafizik yanına değinen bir alıntıyla başladık yazıya. Onun yakın arkadaşı olan bir başka ustanın, David Bailey’in (ki kendisi Donovan’a “Fotoğrafın Orson Welles”i sıfatını yakıştıran kişidir!) sözleriyle bağlayalım: “İyi fotoğrafçı olmak çok fazla hayal gücü gerektirir. Ressam olmak için daha azıyla çünkü şeyleri yaratırsınız. Ama fotoğrafçılıkta her şey çok sıradandır, sıradan görebilmek için çok fazla bakmak lazım.

Leave a Reply

Your email address will not be published.